UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu
Reklam
UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
Ramazan, Oruç, İnfak
Nurcan MİCAN

Ramazan, Oruç, İnfak

Bu içerik 470 kez okundu.
Reklam

Öyle bir zaman dilimi düşünün ki; o dilim içinde yapacağınız her hareket, konuşacağınız her cümle, ekeceğiniz her tohum, yapacak olduğunuz her yatırım misliyle karşılık bulacak. Böyle bir ticareti kim yapmaz ki ya da kim bu zaman dilimini değerlendirmez ki? Aklı başında olan her insan, yüz yirmi altı bin peygamber tarafından söylenmiş bir o kadar evliya ve Allah dostu tarafından tasdik edilmiş daha da ötesi yüce yaratıcının kitabında garantisi verilen bir mükafatı kazanabilmek için elinden gelen gayreti gösterir.

Ramazan, bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret (Allah’ ın kullarının günahlarını örtüp affetmesi) ve sonu cehennemden kurtuluş olduğu hadislerde ifade edilmektedir. Ramazan ayının son on gününe yaklaştığımız şu günlerde elimizden kayıp giden bu rahmet iklimini daha iyi bir şekilde değerlendirmeye gayret etmeli, bize verilen sermaye değerindeki bu günleri büyük bir kâr’ a çevirmeliyiz. Bu ticaretten kazanma ihtimalimizin yüzde doksan dokuz  olarak ifade edilir. Öyle ki bir vaktini bile boş geçirmek aklı başında olan hiçbir insanın yapacağı bir davranış değildir. Bir piyango çekilişi düşünün, kazanma ihtimali milyonda bir olmasına rağmen böyle bir ihtimale bel bağlayan insan yüzde doksan dokuz kazanma garantili olan bir hayırdan neden geri adım atsın?

İnsan hep daha iyisini hep daha iyisini isteyen bir mahluk ve onun ihtiyaçları hiçbir zaman bitmiyor. Havaya, suya ve yaşamını sürdürebilmesi için pek çok şeye muhtaç durumda. Bütün bu ihtiyaçlarının yanında bu dünyanın bütün güzelliklerini istiyor. Bütün mutluluğunu bütün huzurunu bütün zenginliğini... İşte bunun gibi cenneti de istemekte ki gidebileceği en son ve en güzel durak. Fakat bu güzelliğe kavuşmanın bir bedeli olmalı.

Dünya ve cennet arasındaki ilişkiyi şu misalle anlatalım;

 “Dünyanın bin sene mes’udane hayatının, bir saat cennet hayatına mu­kabil gelemediği” hakikatinden bahsedilir.  Buradan hareketle, şimdi ana rahmindeki bir çocuğu düşünün ona denilse ki;

“Senin içinde bulunduğun şu alemin sonunda dünya denilen öyle bir âlem var ki, anne karnının bin sene mes’udane hayatı oranın bir saatine mukabil gelmez.”

Ana rahminde malûmunuz olan hayatı süren ve bu hayattan son derece memnun olan bu çocuk tabir yerindeyse ekmek elden su gölden geçinip giderken söylenen bu hakikati aklına sığdıramayacak belki de o dünyayı inkar edecektir. O çocuk dünyaya gelip büyüdükten sonra ona tekrar sorulsa; 

"Burada bir saat yaşamayı mı, yoksa ana rahmine dönüp binlerce yıl yaşamayı mı tercih edersin?" denilse, böyle bir sorunun sorulmasını dahi hayretle karşılayacak ve ana rahmini düşünmek dahi istemeyecektir.

İşte başta söylenen cümleye geri dönecek olursak binlerce peygamber binlerce evliya ve Allah dostu daha da ilerisi yüce yaratıcı kutsal kitabında dünya ve ahiretin karşılaştırılamayacak kadar farklı olduğunu dünyanın ahiretin bir numunesi olduğunu tasdik etmekte. O zaman bu dünya hayatı da âhirete nisbeten ana rahmindeki hayat gibidir. Fakat bizim bunu hakkıyla idrâk etmemiz mümkün olamamaktadır. Zira, henüz bu hayatı yaşamaktayız. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) cenneti;

 “Ne gözler gör­müş, ne kulaklar işitmiş ve ne de kalb-i beşere hutur etmiştir” şeklinde tarif buyurmuşlardır. Yukarıdaki örnekte de bunun ne derece veciz bir tarif olduğu aşikar olarak anlaşılmaktadır.

Oruç, nefse en zor gelen ibadetlerden birisidir. Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavun gibi kendine rububiyet istiyor. Ne kadar eziyet ve işkence çektirilse, o damar onda kalır. Ancak açlıkla o damar kırılır. İşte, Ramazan ayındaki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur ve onu kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, kul olduğunu bildirir.

Hadisin rivayetlerinde vardır ki; Cenâb-ı Hak nefse demiş ki;

"Ben neyim, sen nesin?"

Nefis demiş; "Ben benim, Sen sensin."

Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş; "Ene ene, ente ente (ben benim, Sen sensin)."

Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş;

"Men ene? Ve mâ ente? (Ben neyim, sen nesin?)"

Nefis demiş;

"Ente Rabbiye’r-Rahîm., Ve ene abdüke’l-âciz." Yani, "Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir kulunum.”

İnfak, oruçlu olan aç olanın halinden anlar ve Allah’ ın kendine verdiği rızıktan fakir için olanı da ayırıp onu sahibine ulaştırır. Ramazan ayı aynı zamanda infak ayıdır. Zenginler mallarını Allah yolunda harcamakla yükümlüdürler. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de;

“Malını Allah yolunda Allah rızası için harcayıp, kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah onun karşılığını kat kat verir” (Hadid Suresi 11) buyurur.

Bir başka âyetinde ise malını Allah yolunda harcayana yedi yüz misli vereceğini güzel bir misalle anlatır;

“Mallarını Allah yolunda harcayanların hali bir buğday tohumuna benzer ki, ondan yedi başak sümbüllenir; her bir başakta da yüz tane vardır. Allah dilediği kimseye yaptığı hayır ve iyiliğin karşılığını böyle kat kat verir” (Bakara Suresi 261) buyurarak Allah yolunda mücadele için harcanan mala yedi yüz misli mükâfat vereceğini vaat etmiştir.

Sadaka olarak verilen malın karşılığı bire on iken dine ve imana hizmet için harcanan malın karşılığı bire yedi yüzdür. Peygamberimiz (SAV) de “Allah yolunda dine hizmet için bir şey infak edene Allah yedi yüz misli arttırır” buyurarak bu âyeti izah etmiştir.

Böyle bereketli bir iklimden faydalanmak duasıyla...

Sağlıcakla kalınız...

Nurcan Mican

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı