UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu
Reklam
UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
Seçil Oto Yıkama
Kendini Bil!
Nurcan MİCAN

Kendini Bil!

Bu içerik 447 kez okundu.
Reklam

Yazıma bir soruyla başlasam ve desem ki; ‘Felsefe nedir?’

Bu sorunun cevabını senelerce bulmaya çalıştım. Hatta vakti geldi felsefenin ne olduğunu neyi niçin araştırdığını işin uzmanlarına sordum. Fakat aldığım hiçbir cevap beni tatmin etmedi. Bunun yanında bazı kesimlerin felsefeye karşı önyargılı bakışlarından da etkilenmiş olacağım ki işin içine fazla dalmamaya çalıştım.

Benimki belki bir meraktı belki de öğrenme aşkı bilemiyorum. Sonunda kitap çalışmalarımdan fırsat bulduğum şu zaman diliminde karınca kararınca felsefe okumaları ve felsefe dinlemeleri yapmaya başladım. Sonuç itibariyle, felsefede anlatılanların çoğunun günlük hayatımızda karşılaştığımız davranışların ve ahlaki mülahazaların altında yatan sebepleri açıkladığını gördüm. Okudukça merakım arttı, dinledikçe hiçbir şey bilmediğimi gördüm. Her ilim dalı kendi içinde bir derya fakat bana bu kelimede yeterli gelmiyor okyanus demek istiyorum buna da aklım izin vermiyor. Biliyorum ki bütün alem tarif edilemeyecek kadar sonsuz, deryalar ve okyanuslar bu alemde ne ki?

Bugün felsefenin bana öğrettiklerinden birkaç pasaj vermek istiyorum. İlk başta felsefe insanın hayata bakış açısını geliştiriyor. Sadece hayata mı? İnsanlara, bitkilere, hayvanlara kısacası her şeye yeni bir bakış açısı getiriyor. Bunu yaparken us’ u birincil öncü kabul ediyor.

Felsefe insanın kendini bilmesini istiyor. Yunus Emre’ nin dediği gibi;

‘İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen,

Ya nice okumaktır.’

Diye özetlediği bu mısralarındaki ‘kendin’ kelimesini senelerce okudum ve bu mısraların ne manaya geldiğini bildim zannederek kullandım. Şu an buradaki ‘kendin’ in ne olduğunu, Yunus’ un bu ifadeyle neyi kastettiğini daha iyi anlamaya başladım.

Kimdir kendini bilen insan? Kendini bilmek neyi bilmektir? Diyeceksiniz belki, bu kadar kolay bir soru olur mu? Bunun cevabını bulmak için çok fazla okumaya ne hacet! Mutlaka bu düşüncelerinizde haklılık payı var. Benim sormak istediğim ya da sorumun içinde bulunan gerekçe şu; insanın ‘kendini bil’mesinin hakikati nedir? Sözü çok fazla uzattım biliyorum ama bunları yazarken bir taraftanda şahsıma bu kelimenin manasını öğretmeye çalışıyorum, öğrenebilmiş miyim acaba diyerek!

Gelelim şimdi konuya, kendini bilen insan; doğaya hürmet eden, güzel ahlaklı olan, hırstan, hasetten, kıskançlıktan, açgözlülükten kurtulan insandır. Kendini bilen insanın düşüncelerinde kötülük olmaz. Hayatın tek gayesinin bu olduğunu bilir. Düşünceden başlayan davranış zincirinde kötülük varsa, daha sonra bunun bir ayna olarak kendine yansıyacağını bilir. Fakat iyiliğin mükafatı da kötülüğün cezası da kişiyi hazırlıksız yakalar. Bu yansımanın ne zaman olacağını bilemediğinden cahillik içine dalıp bu kötü hasletten kurtulamazsa en tepedeyken cezalandırılır, iyi insan ise karanlığın özünü iyice hissettikten sonra mükafatını alır. Bu manada dünya boş bir yer değil. Derin görebilenler için iyiliğin kazandırdığı bir yer. Peki burada ki ‘iyi’ nedir? İnsan neyin iyi olduğunu nereden bilecek? Bu sorunun cevabını felsefe şöyle veriyor;

‘Gerçek iyilik; bilmek, anlamak ve sindirmekle mümkündür. Kendini geliştirmeyen, öğrenmeye isteksiz ve cehaleti benimsemiş insan iyi niyetli olsa bile verdiği yanlış kararlarla kötü sonuçlara sebep olacaktır. Sürekli bir iyilik ancak öğrenen ve öğrendiğini sindirebilenlerle mümkündür.’

İnsan önce öğrenmeyi sevmeli, öğrenme sevdası olmadan iyilikseverlik sevdasına düşmek insanı aptal eder, der Konfüçyüs ve devam eder; insanın gerçek bilgi ve gerçek iyiliğe ulaşmasındaki tek yol insanın kendi cehaletini tanımasıyla başlar.  

Hayatı yaşamak gerçekten basit fakat bunu zorlaştıran ve karmaşık hale getiren ise insan. Bunu anlamak için önce bir doğaya bakalım, ne görüyorsunuz? Doğadaki dengeyi... İzleyelim; güneşin yaydığı sıcaklıkla buharlaşan suyun buluta dönüşümüne oradan tekrar toprağa kavuşmasına bakın. Diğer taraftan bitkileri tüketen hayvanın dışkısı, böcekler tarafından işlenir ve topraktaki minerallerle bütünleşerek yeni bitkiler oluşturur. Doğada kayıp giden, kaybolan, boşuna yaratılmış hiçbir şey bulamazsınız. Ama bu dengeyi bozan insandır. İnsan sorumsuzca, açgözlülükle, cahilliğiyle tüm kaynakları tüketir ve doğada bulunan bu dengeyi alt üst eder. Faydalı olanın yaşamasına diğerlerinin yok olmasına hükmeder. Oysa var olan her şey bir amaca hizmet etmek için yaratılmıştır. Seneler önce salgın bir hastalık dolayısıyla pek çok tavuk yok edildi. Sonra ne oldu bu defa da insan kenelerle mücadele etmek zorunda kaldı.

Şimdi de doğada bulunan bu dengeyi tersine çevirin yani kendinize çevirin. Ne görüyorsunuz? Bizim içimizde de müthiş bir denge yok mu? En küçük bir ağrı ya da küçücük bir mikrop bizi alt üst etmiyor mu? Ne yazık ki kendi dengemiz de bozuldu. Dengeyi bozan insan bu defa yaptıklarına karşılık hep mutluluğu arıyor. Kötülerin başkaları olduğunu düşünüyor ve hep kendisine istiyor, daha fazla daha fazla diyerek, kendinden alttakileri düşünmeden sorumsuzca dünyayı sömürüyor. Sonuçta ise bütün bir ömrünü bir hiç uğruna heba ederken bir arpa boyu yol alamıyor, aldığını zannetmesine inat, hakkına girdiklerinin hakkının alınacağı o müthiş günün azabına inat...

Kendini eğitmeyen kişi sahip olduklarının fazlasını ister. Elindekilerle yetinmez, diğerlerinin iyiliğini istemez. Hep kendinin iyi olmasını ister. Burada düşüncelere hakim olmak gerekir ki ancak bunu bilgiyle ve öğrenmeyle başarabilir. Kötü insanın düşünceleri iyi olmadığından dolayı bu kötülük önce kelimelerine yansır oradan da karakterine sirayet eder. Karakter haline dönüştükten sonra o kişi iyi taraflarının hiçbirini koruyamaz hale gelir. Harekete geçen cahillik ise bundan daha korkunç bir hal alır.

Öyle zamanlar oluyor ki insan şu düşünceden kendini alamıyor; ‘İyi de! Dünya da hep kötüler kazanıyor.’ Oysa gerçek öyle değil. İyi insanın takılıp kaldığı bu düşünceden kurtulması gerekir. Bunun ilk koşulu ise bunun farkında olmasıdır. Bunu sağladıktan ve elinden geleni yaptıktan ve söylenmesi gerekeni söyledikten sonra büyük bir sukunet ve sabır içinde umutla beklemeye başlayıp bu olay içinde değiştiremeyecek olduğu yani gücünün yetmediği yerleri ve kaderi kabullenmelidir.

Diğer taraftan kötülerin kazandığı zaferler bizi etkilememeli. Zira onlar büyük kaybedenlerdir. Doğanın dengesini anlamamış, acizi sevmeyen, düşeni sahiplenmeyen, para için menfeat için başkalarının kuyruğundan ayrılmayan bu beyinlerin uzun vadede kazanma gibi bir lüksleri olamaz. Kafalarının içi fitne, fesatla doluyken, başkalarının sahip olduklarına da sahip olmayı isterken geçip giden ömürlerini göremezler. Hatta senin sahip olduğun az ama öz şeyler bile onları rahatsız eder. İçlerinde büyüyen kara delik, huzur ve mutluluk adına bir şey bırakmaz. Onlar yağmurdan sonra çıkan toprak kokusunun, çiçekten çiçeğe koşan arının vızıltısının değerini bilemezler. Bir kez olsun kendilerini karşısındakinin yerine koymadan, yaratılışın detaylarına gizlenmiş güzellikleri tefekkür edemeden ömürlerini bitirir giderler...

Felsefeden aldığım derslere, kendimi bulma yolunda harcamış olduğum bu satırlara benimle birlikte iştirak ettiğiniz için minnettarım. Konuyla alakalı bana bilgi verecek olanların bilgilerine, yanlışlıklarım varsa eleştirilerine talibim. Buraya kadar bana sabredip okuduğunuz için teşekkür ederim...

Kendimizi bulmamız dileğiyle...

Nurcan Mican

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı