UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu
UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
Seçil Oto Yıkama
İçimden Geldiği Gibi
Nurcan MİCAN

İçimden Geldiği Gibi

Bu içerik 664 kez okundu.
Reklam

İnsan neler yaşamıyor ki şu hayatta! Her gün yaşanan olaylar kendi içimizde ve kendi dışımızda. Bunların kimileri üzerimizde olumlu etkiler bırakırken kimi olumsuz bir şekilde bizi umutsuzluğa itiyor. Yaşanılanlar, yaşananlar ve yaşanacaklar arasında gidip gelen insan... Bu keşmekeşin içinde şimdinin farkına bile varamıyor. Biriktirdiğimiz pek çok hatıra kimi zaman yüzümüzde küçücük bir tebessümle kendini gösteriyor kimi zaman yüreğimize düşüp kor misali içimizi titretiyor.

Yaşanılanlar herkesin nasibine düşen kadardır. Fakat bunlar karşısında kimi dönüp kendine bakıyor; ben ne yaptım, ne ettimde bunlar yaşandı diye. Kimi de hep hatayı başkalarına yükleme çabasında. Hasılı neye ne kadar kabiliyetiniz var, ilgilerimizi neye yönlendiriyoruz ve nereye gidiyoruz hedeflerimiz neler bununla alakalı bir yol alış bu. Kısacası insanın insanlıktan aldığı nasibi kadar gidebileceği bir menzildeyiz.

Cemil Meriç’ in ‘Bu Ülke’ adlı kitabında belirttiği gibi; Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekanın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek. İçlerinde böyle bir canlılık, böyle bir hayat coşkunluğu duyanlar dünyanın biricik hakimleridir.

Hayattaki amacınız ne? Neyin peşinden gidiyorsunuz? Şöyle dönüp kendinize bir baktınız mı? Bu sorulara vereceğiniz cevaplar sizin kim olduğunuzu ortaya çıkaracak. İçinizde biriktirdikleriniz; öfke, nefret ya da bir şeylerin hesabını sormak mı? Hesap sormak bize mi düştü? Herkes kendi kaderini ve kendi nasibini yaşar. Senin yaşadıklarında senin nasibindi. Seni olgunluğa eriştirmek için başına gelen imtihanlardı. Ama sen bunlardan ders mi çıkardın yoksa öfke ve nefretle insanlardan acısını mı çıkartmak istedin? İşte bu takıldığın şeyler senin istikametini belirledi ve önünde ona göre bir yol açıldı. O yolda kendini kaybettin senin dışında herkes suçlu sen pirüpak idin.

İçimizde birikenler bizi biz kılıyor. O yüzden orada neler biriktirdiğine dön bir bak! Biriktirdiğin şeyler olgunlaşıp senin yoluna çıkıyor. Yüreğinde ne biriktirdiğine bir bak! Bak ki; ileride nelerle karşılaşacağını görebilesin. Arkamızda ne olduğunu bilemesekte önümüzde ne olduğunu görebilecek kapasitedeyiz. Gözlerimizle görürüz ama gören göz değil zihnimizdir. Bakmak ve görmek arasındaki fark misali. Zihniniz ne kadar açık ne kadar temizse o kadar görebilirsiniz. Zihin ne kadar dar ve sığ ise o nisbette göremez, gözlerin görmeside bir şey ifade etmez. Gözleriniz yüzleri görür ama zihniniz maskeleri görür. O maskelerin ardında saklanan gerçeği hisseder. Siz onu ne kadar susturmaya çalışsanızda o susmaz ve vakti geldiğinde maskeler düştüğünde zihninin ne kadar haklı olduğunu anlarsın.

Zihin bir kazan misali her şeyi topluyor. Fakat onunda bir kapasitesi var. Dolduğunda boşalması gerekiyor. O yüzden zihninize attığınız ve çıkardığınız şeylere dikkat edin. O karışıklığın içinde insan bazen ne aradığınıda unutur bundandır sapmalarımız bundandır boşluklarımız. Kendini bilen ve tanıyan insan orayı neyle dolduracağını ve neyi atacağını bilen insandır. Kendini bilen insan hedefleri olan ve o hedefler uğruna sabırla üzerine düşeni yapan insandır. Yolun sonunu göremeyeceğini bilse bile karınca misali o yolda ölmeyi tercih edendir. Onun için herkesin bilmesi önemli değildir onu yaratanın bilmesi bütün dünyanın bilmesinden evladır.

 “Eğer bir bütün haline gelmek istiyorsanız, önce yarım olmaya izin vermelisiniz. Düz olmak istiyorsanız, çarpık olmayı da bilmelisiniz. Dolu olmak istiyorsanız, boş olmayı kabulleneceksiniz. Yeniden doğmak istiyorsanız, öncelikle ölmeyi; her şey sizin olsun istiyorsanız da her şeyden vazgeçmeyi bileceksiniz” diyor Lao Tzu.

Peki biz böyle miyiz? Büyük harflerle konuşmayı, içi boş vaadler vermeyi ve kendimizi olduğumuzdan farklı cümlelerle anlatmaya bayılıyoruz. Topluluk içinde yer alabilme derdine bunları yapıyoruz ve şahsiyetlerimizden ödün veriyoruz. Böyle yapmazsak insanlar içinde bir yere sahip olamamaktan, sahiplenilememekten korkuyoruz.

İnsan ilk olarak eksik olduğunu, her şeyi bilmediğini ve hakikate ulaşabilmek için yolunun uzun olduğunu kabul ederse bir nehir misali akıp giden zaman içinde sürekli tazelenir. Kendindeki eksiği gören insan daima tam olanın peşinden koşar ve hiçbir zaman yerinde durmaz. Temiz su sürekli akandır, durgun ve yerinde sabit kalan su zamanla mil haline gelir ve bataklığa dönüşür. Asıl olan akan suyun içinde huzuru ve dinginliği yaşayabilmektir. Kendimize dönebilmek, kendimizin farkında olabilmek, eksiklerimizi görebilmektir. Tabi ki en önemlisi de o eksikliği tamamlayabilme gayretimizdir. Tamamen tamamlayamayacak olduğumuzu bilsekte tam’ ın peşinde koşmak bizi bu yolda hep diri tutacaktır.

Gündelik olayların, güncel ve politik gelişmelerin içinde kaybolmadan yolunda ilerleyebilmek. Bu da çok okumaktan çok empati yapmaktan geçen bir yol. Kendi dertlerimizden ziyade kendi sahip olduklarımıza odaklanma ve şükretme. Bu  yolun en kestirme şekli şükürden geçiyor. Şükrettikçe artan huzur, mutluluk...

Değer verdiğim bir büyüğümün dediği gibi;

“Bu dünya insan öğüten bir değirmendir demiş ya büyüklerimiz, doğrudur, hepimizi öğütür er geç! Bunu bilelim ki, kaderimize rıza gösterelim, tevekkül ehli olalım, ağır başlılıkla nasibimiz olana doğru ilerleyelim. Böyle yapabilirsek, öğütülmek kaderimiz bile olsa, un olur, aşa döner, kıymet buluruz. O değirmende nice öğütülen var, havailiklerinden geçemedikleri için kendilerini zayi ettiler, havaya savrulup toza dumana karıştılar.

“Kendini bilmeyeni kim bilsin...”

“Kendini bilene yalan dünya ne etsin!..”

Sevgilerimi ve saygılarımı sunarım.

Nurcan Mican

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Nadir Markette Neler Var Neler? İnanmazsan Gel Gör
Nadir Markette Neler Var Neler? İnanmazsan Gel Gör
Tarihi Eser Kaçakçıları'na Uşak Jandarmasından Operasyon
Tarihi Eser Kaçakçıları'na Uşak Jandarmasından Operasyon