UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu
Reklam
UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
Reklam
Kimsiniz?
Nurcan MİCAN

Kimsiniz?

Bu içerik 837 kez okundu.
Reklam

Toplum içinde nasıl tanındığımız, kimliğimiz ve kişiliğimizle doğrudan bağlantılıdır. Bireyin kimliğinin oluşmasında ailesinden aldığı eğitim ve öğrenim gördüğü okullar önemli rol oynar. Sonraki dönemde kişinin kim olup olmadığı; kendini nasıl yetiştirdiği ve ruhunu hangi değerlerle beslediğiyle yakından alakalıdır. Uğraşları; zamanını yani sermaye değerinde verilen yirmi dört saati nasıl değerlendirdiği, hayata ve kişilerin kimliklerine bakış açısını belirler. Eşi, evlatları, mesleği, vakit geçirdiği insanlar, girip çıktığı mekanlar, hobileri vs. Hatta evi, arabası ve tabi ki hâl dili yani duruşu; dünya karşısında duruşu, para karşısında duruşu, menfaat karışısında duruşu, hâk ve batıl karşısında duruşu, makam karşısında duruşu bunlar kişinin kimlik binasına birer tuğla koyar. Sonunda kişi her neye bakarsa baksın gördüğü kendi yüzüdür. Kimde ne görürse kişinin kendi özüdür.

İnsan neye veya kime değer verirse karşısındakine bakış açısıda ona göre şekillenir. Değerli olan para ise para, menfaat ise menfaat, insanlık ise insanlık gözlüğüyle bakar. Bu gözlüklerle bakan kimliklerin hepsi tarihte tecrübe edilmiş ve akıbetlerinin ne olduğu da bilinmektedir. Malıyla övünen Karun' a, makamıyla övünen Firavun' a, rütbesiyle övünen Haman' a, soyuyla övünen Ebu Leheb' e, ilmiyle övünen şeytana ne olduğu ortadadır. Bunlar kötülüğe bir kapı aralamışlar ve o kapıdan giren herkesin günahına ortak olmuşlardır. Diğer yandan insanlığa hizmet için gelmiş peygamberlerin, onlardan sonra gelmiş alimlerin, medeniyete katkı sağlamış büyük insanların durumları da ortadadır. Onlar iyiliğe bir kapı aralamışlar ve o kapıdan giren herkesin sevabına ortak olmuşlardır. 

Kişi hakka girdiğinde, gönül kırdığında, doğrunun değil de yanlışın yanında durduğunda, menfaat için para için makam için kendi etrafına ördüğü gurur, kibir ve gücün surlarına sıkışıp, yılan gibi kıvrım kıvrım kıvrıldığı, güç neredeyse oraya aktığı; üzerinde hakkı olanların, seccadesindeki gözyaşlarının arasında geçen dualarında yer aldıklarının yanında değil de sülük misali toplumun kanını emen, taş üstüne taş koymamış, iki satır birşey okumayıp okumadığı günü karanlık saymayan iki cümleyi bir araya getiremeyen, ağzını açtığında zehir akıtanın yanında durduğunda, vefanın değil vefasızlığın esiri olduğunda bir huzursuzluk kaplar içini... Bir şeyler yapar, yürür, konuşur, yemek yer yani her zaman yaptığı işleri sürdürür ama bir boşluk duygusu içinde yaşar. Derin bir hiçlik olur ya işte onun adı; korku, onu bekleyen hesabın, neye ve kime inandığının, mertin değil de namertin yanında duruşunun hesabını vereceği günün huzursuzluğudur. O huzursuzluk ömür boyu bırakmaz insanı.

Kim olmak ister insan bu dünya da? Medet umup, derdini anlatanların yüzüne ağlayıp arkasından gülenlerden mi yoksa o derde merhem olanlardan mı? İki kişinin arasını bulmak için kötülüğü iteleyip iyiliği berilemek gereken yerlerde ateşe benzin serpenlerden mi yoksa su serpenlerden mi? Para, makam, mansıp, menfaat söz konusu olduğunda dilsiz şeytan olanlardan mı yoksa doğrunun yanında dimdik duranlardan mı? Kendine zarar geleceği korkusuyla titreyip ateş düştüğü yeri fitne girdiği yeri yakar diyenlerden mi yoksa bu ateşi söndürmek bu fitneyi durdurmak gerek, yoksa gün gelir beni de yakar bitirir, deyip elindeki tasla ateşe su taşıyanlardan mı? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlerden mi yoksa bu yılanın başı ezilmezse  gün gelir beni de sokar deyip yılanın başını ezip haddini bildirenlerden mi? Hatalarıyla kusurlarıyla yüzleşen mi yoksa yüzsüzleşen mi? Kimsiniz? Kim olmak istersiniz?

Gösterişin, kibrin, bencilliğin, şımarıklığın ve binlerce putun kol gezdiği bu devirde tevazunun, özverinin, terbiyenin yanında bir bakışın, bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanan, dünyanın ve zamanın getirdiği şartlara karşı paraya, makama, rütbeye, menfaate değil de hakka gönül veren, zamanın değil hakikatin adamı olanlar için ise ilke: ‘Zaman değişir ama hakikat değişmez.’ Bu ruhlar için dünya cehennem misali eziyet ve sıkıntı yeri olmakla birlikte ahiretin de tarlasıdır. Gönül sevinçlerini, yürek sızılarını ya da kelâma dökemediklerini tıpkı bir saz sanatçısının sazın telleri arasında gelip gitmesi ya da piyanistin piyanonun tuşlarını okşaması gibi kaleme döker. Kalemin ucunda çığlıklarını duyurmaya çalışır. Gecenin bir vakti kalkıp beyninde uçuşan kelimeleri kağıda döker. 

Geceler… ah o uzun geceler! Herkesin kendi vicdanıyla başbaşa kaldığı uzun geceler… Eğer vicdan rahatsa başını yastığa rahat koyduğun geceler. Buna rağmen eğer yaşama amacı yaşatmak, birilerine umut kaynağı olabilmek, hâk adına birşeyler mırıldanabilmekse; insanlığın haline acıtan ve kendine illâ bir dert bulduran geceler. Sadece kendi derdine değil diğerlerinin derdine de ağlayanlar için hatta ve hatta geceleri onları uykusundan edenlerin akıbetine bile üzülebilecek yüreğe sahip olanlar için ahiretin en büyük sermayesi olan aydınlık geceler… ‘Çok şükür kaybedenlerin safında değilim, çok şükür insafını, iz’anını, vicdanını, ahde ve hakkaniyete vefasını kaybedenlerin safında değilim, çok şükür bütün bu kayıplardan kazanç umacak kadar muhakemesini kaybedenlerin safında değilim…’ dedirten sessiz geceler. 

İnsan, kimliğini tercihleriyle belirler. Tercihleriyle yaşar, tercihleriyle imtihan olur ve tercihleriyle mizanın karşısında hesap verir. Neyle ve kiminle imtihan olunursa olunsun unutmamak gerek karşıdaki de sizinle imtihan oluyor. Bu yüzden, her imtihanda doğru ve hâk bildiği üzerinde duran yılan gibi kıvrılmayan hassas yüreklerin tek tesellisi mizan karşısında hesap verirken omuzlarında bulunan iki meleğin, aşikar olanı da gizli olanı da kayda geçirdiğini bildiği defterine yazılanlardır. Hiçbir silginin silemeyeceği bu defterde yazılanlar; tevbesi, yürek sızısı, günahlarına karşı pişmanlığı onun vicdanının rahatlığı, gönlünün huzurudur. Şu sözü söyleyebilmenin rahatlığını ve güvenini yaşar: "En haketmediğimde bile, Allah benim niyetimi biliyordu. Bütün dünya karşımda olmuş umurumda mı?" Zaten en büyük tesellide bu değil midir: "Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" (Fussilet Suresi 53).

Ne olduğumuz ne olacağımız da yolun sonunda karşımıza çıkacak olan da bizim elimizde. Necip Fazıl' ın dediği gibi: 

"Kırılırda bir gün bütün dişliler
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim
Gökten bir el yaşlı gözleri siler
Şenlenir evimiz barkımız bizim

Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda, sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim."

İğne kadifeye sarılsa da acıtır sarılmasa da… Yanlış yolda olana yapılan uyarının fayda getireceğinden ümitvar olunmasa da söz yükseltilip ses kısılmalı, ince düşünmeli. Nazik bir insan olmak hiçte zor değil. İnsanın değerini belirleyen para, pul, onur veya görünüş değil nezaketidir. Susmakta bir nezakettir, derin denizlerin işidir. Susan her şey derin ve heybetlidir, derin ve heybetli olan her şey susmaktadır. Sığ suları hafif bir rüzgar coşturabilirken derin suları derin acılar derin sevdalar coşturur. Yakup Aleyhisselamın dediği gibi: ‘Ben acımı ve ızdırabımı yalnız Allah’ a arz ediyorum.’

İnsan neye layıksa kader planında da ona yönlendirilirmiş. Burası dünya, insan nereye varsa varamadığı yerdedir. Ne olacak bu yolun sonu nereye çıkacak dediğin anda hemen akla gelen, telaşı giderip teselli bulduran bir ayet nefes aldırır: “Beni yaratan; elbet yolumu gösterir.” (Şuara Suresi 78) İnsan şunu iyi bilmeli ki şiddetle kötülüğü emreden nefis, şeytandan daha büyük bir düşmandır. Şeytan ancak nefsin hevâ ve azgın istekleri ile üstünlük sağlayabilir. Sakın ola, nefsimiz bizi kuruntu ve boş emellerle aldatmasın! Niyetimiz, amelimiz Allâh için olmalı; fani ve kusurlu şahıslar için, mal ve makam için, şöhret için para için değil! Salih bir amel işlemekte acele etmeli yarına bırakmamalı. Belki yarın olur da biz olmayız. Nefis zayıflığa kapılıp o iyiliği geciktirebilir veya seni ondan vazgeçirebilir.

Mahşerde herkes kalbinde gizlediği niyetinin mükâfatını ve hatalarının cezasını alacak... Bu yüzden ki; gerçek kişilik ve kim olduğunun cevabı da yürekte taşınan VİCDAN ve MERHAMETTİR...

Bu vesileyle yeni yılınızı kutlar, 2020 yılında iyilere yaklaşmanız ve onlardan olmanız, kötülerden  uzaklaşıp şerlerinden  kurtulmanız ve yüreği güzel insanlara rast gelmeniz dileğiyle...
Sevgi ve saygıyla muhabbetlerimi sunarım.


Nurcan Mican 
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı