UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
ÖZ Hanedan Pide ve Kebap Salonu
Reklam
UŞAK SERAMİK SAN. A.Ş.
Reklam
Altın Madeni
Nurcan MİCAN

Altın Madeni

Bu içerik 537 kez okundu.
Reklam

Hayat akreple yelkovan arasında akıp giden bir yol, insan ise dünün bugünün ve yarının koridorunda gelip giden bir yolcu. Zamanımız hep bir koşuşturma, sürekli bir acelecilik içinde geçmesine rağmen hiçbir şeye, hiçbir yere yetişemiyoruz. Her işimiz için zaman planlaması yapıyoruz ama hiçbirine yeterli zamanı ayıramadığımızdan pekçok işimizden de gerekli verimi alamıyoruz. Kolumuzdaki saatlere ve elimizdeki cep telefonlarına göre yaşıyoruz hayatı. Geceyi, gündüzü ve mevsimleri birbirine karıştırmışız, hiçbirini yerli yerinde yaşayamıyoruz. Ev dışındaki hayatımızı da, evdeki o kısacık hayatımızı da biz planlamıyoruz. Birileri bizim adımıza zamanımızı ve hayatımızı kendi değerleri çerçevesinde planlayıp bize sunuyor, biz de onu yaşıyoruz ve bu bizim hayatımız diyoruz.

Günler, aylar, yıllar geçiyor dostlar! Hayat bitiyor her geçen gün bize verilen ömür sermayesini tüketiyoruz. Varılacak olan son istasyona ne kadar yaklaştık kimse bunu bilmiyor. O istasyonda işimize yarayacak ve bavulumuza koyup yanımızda götürebileceğimiz eşyalarımız neler? Son istasyona yani kabre geldiğimiz an bu dünya hayatı adına bitiş, yeni ve daha uzun bir hayat adına bir başlangıç olacak. Aynı anne karnındaki hayatımızın doğduğumuz an bitmesi, daha geniş daha büyük ve daha uzun bir hayatın başlaması gibi. Bu daha geniş, büyük ve uzun dünya hayatından kabir istasyonuna vardığımızda ise gidilecek diyar için elimizde bir bilet ya da bir sermaye olmalı ki dünya hayatından daha geniş ve büyük olan o uzun yolculukta aç, susuz ve bineksiz kalmayalım. Bu yüzdendir ki; kitabımız ısrarla ikaz ediyor, düşünmeye davet ediyor. Düşünülmeden, idrak edilmeden, farkına varılmadan, alışılagelmiş olarak yapılan hiçbir fiilin kıymeti harbiyesi yok. Düşünmektir, idraktir, farkında olmaktır, niyetlerimiz ve iç okumalarımızdır fiillerimizi ibadet kılan. İnsanı eşref-i mahlûk yapan da budur. Ancak düşünmeye, muhakeme etmeye fırsat bırakmayacak şekilde doldurulmuş tüm vakitlerimiz. 

Hayatımızın muhasebesini yaptığımız bazı vakitlerde de kimi zaman geçmişte yaşanmış olan hatalara kimi zaman da gelecekte yapılabilecek hatalara takılarak ademe (yokluğa) hayat veriyoruz. Sadece acıyı görüyoruz sabrı, umudu, kurtuluşu göremiyoruz. Peki sonuçta elde kalan ne oluyor, koskocaman bir hiç. Hayatlarımız sadece bize ait değil. Beşikten kabre kadar dünyaya bağlıyız. Geçmişten geleceğe işlenen her bir hatanın ve yapılan her bir iyiliğin geleceği şekillendirdiğini unutmamalıyız. Esas sorunumuz, vakti idrak etme sorunudur. Bunun için de düşünmek, idrak etmek, muhakeme etmek, zamanın farkına varmak zorundayız. Anı yaşamalı, o günün yaşamımızdaki son gün olabileceği düşüncesiyle en verimli şekilde değerlendirmeliyiz. O vakit görevimiz, içerisinde bulunduğumuz vakitte neyi yapmakla emrolunmuşsak onu hikmetine uygun olarak yapmaktır. Bizim asıl nokta-i nazarımız ve bakış açımız bu olmalıdır. Güneş bizim için sadece aydınlatan ve ısıtan tabiat olayından daha öte gitmeli ve dünyanın dönüşü boşuna olmamalıdır. Bütün bunları bir emir dahilinde yaptıklarına inanıp her sabahın ve her akşamın bizi nereye, nasıl götüreceğini idrak edebilmeliyiz.

‘Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bil’ demişler. Her ayı Ramazan, her günü Cuma ve her geceyi Kadir bilmeliyiz ve gerek Allah’ a karşı kulluk görev ve borcumuzu eda ederken gerekse topluma karşı görev ve sorumluluklarımızı yerine getirirken on iki ay uyanık olmalıyız. Bir düşünelim, bize hayır konuşan veya bizden bir şey isteyen kişinin istediği şeye ihtiyacı ya da istediği şeyin ona bir faydası var mı? Yoksa o insanı bir hikmet üzerine karşımıza çıkartıp bizden istenen ve  yapılacak olan şeyin  sıkıntılarımıza deva olacağını bilenin mi? ‘Namaz kılın ki kabirde ışığınız, mahşerde şefaat senediniz, sırat köprüsünde bineğiniz olsun. Oruç tutun ki bedeniniz sıhhat bulsun ve Allah için aç kalmanın karşılığını sadece O(cc) versin. Sadaka verin ki ömrünüz uzasın, hastalıklarınıza şifa olsun, başınıza gelebilecek kaza ve belalara karşı paratoner olsun’ dedirtenin mi? 

Bu vesileyle Kur’an-ı Kerim’de Kehf suresinde üç yerde zikredilen Zülkarneyn Aleyhisselam' a ait bir menkıbe aklıma geldi. Menkıbe; din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye demektir. Menkıbelerde anlatılandan ziyade bize vermek istediği mesajın ne olduğunu düşünmemiz gerekir.

Menkıbeye gelecek olursak:

"Zülkarneyn Aleyhisselam en güçlü ve en akıllı komutanlar arasında geçer. Karanlık bir gece ordusuyla yolda giderken askerkerine:

- Ayağınıza takılan taşları toplayın, diye emir verir.

Emri duyan askerlerden bir kısmı:

- Çok yürüdük, çok yorulduk. Gece vakti kendi ağırlıklarımız yetmiyormuş gibi bir de ayağımıza takılan taşları mı toplayacağız? Hiçbir şey toplamayalım diyerek, hiçbir şey toplamazlar.

İkinci grup ise:

- Madem komutan toplamamızı emretti, biraz toplayalım da emre muhalefet etmeyelim. Zira yarın sorarsa gösterir böylece emre de  itaatsizlik etmemiş oluruz, derler.

Üçüncü grup ise:

- Bizim komutanımız hiçbir zaman yanlış yapmadı. Eğer o taş toplayın diyorsa vardır bir hikmeti, diyerek çantalarını ağzına kadar doldururlar.

Gün ağardığında çantalarını açan askerler gece karanlıkta geçtikleri yerin altın madeni ve topladıkları taşların da altın külçeleri olduğunu görürler.

Bunu gören birinci grup:

- Ah niçin almadık? Niçin dinlemedik komutanımızın emrini? Ah bir tane bile alsaydık keşke! Diye pişman olurlar.

Az alan ikinci grup ise:

- Ah ne olaydı da biraz daha fazla alsaydık. Ceplerimizi, çantalarımızı hınca hınç doldursaydık diye kendilerine sitem ederler.

Çok alan üçüncü grup ise:

- Keşke gereksiz, lüzumu olmayan eşyalarımızı atsaydık, daha çok toplasaydık. Her boşluğumuzu doldursaydık, daha fazla alsaydık diyerek, fazla almalarına rağmen üzülürler.

İşte bu misalde olduğu gibi o karanlık gece, dünya hayatı; yolculuk bize verilen zaman ve her zamanın ayrı bir ehemmiyeti var. O vakit yapılması gereken birinci derece ehemmiyetli işler hangileri olduğunu iyi değerlendirebiliriz. Bunu şu şekilde izah etmeye çalışayım: Bir yıl içerisinde sadece bir ay farz kılınmış olan Ramazan orucunun vakti Ramazan ayıdır. O ayda tutmadığınız bir orucun borcunu diğer vakitlerde ödeyemezsiniz. Hadiste bildirildiği gibi hiçbir zaruriyeti olmadan Ramazan orucunu bir gün terk eden, bütün bir yılını oruçlu geçirse bir gün Ramazan orucuna denk gelmez. Dünya için de bu böyledir. Bir çiftçi düşünün tohumu ekeceği vakit, gübre vereceği vakit, sulayacağı vakit ve hasat edeceği vakit bellidir. Bu kurallara uymazsa alması gereken verimi alamaz.

Mesela güneş tutulması veya ay tutulması esnasında kılınacak husuf ve küsuf namazları vardır. Bu namazların vakti bellidir. Güneş ya da ay tutulduğu esnada kılınırlar. Bunun dışında bir vakitte kılmanızın size çok da bir faydası olmaz. Ya da yağmur duasının vakti ne zamandır? Yağmursuzluk yağmur duasının vaktinin geldiğini gösterir. Ya da yardıma muhtaç olanlar için bizden  yardım istendiği vakit, onların yardıma ihtiyaç duydukları ve bizim yapacak olduğumuz yardımdan en büyük kârı elde edeceğimiz vakittir. O vakit geçtikten sonra istesekte o yardımı yapamaz veya yapsak da o dönemdeki kadar mükafat kazanamayız. Bu yazıyı hazırladığım günlerde Elazığ depreminin olması büyük bir tevafuk oldu. Bu kış gününde sıcacık evlerimizden çıkmak bile zor gelirken onca insan dışarıda yuvasız kaldı. Bir dilim ekmeği, bir battaniyeyi oradaki vatandaşlarımızla paylaşmanın bu dönem dışında çokta bir kârı olmayacak bize. Onların bizim yardımımıza bugün ihtiyaçları var.

İşte aynen bu örneklerde olduğu gibi hayatımız boyunca yapılması gereken önemli işler vardır ve bunların ehemmiyetleri dönem dönem değişiklik gösterir. Dünya hayatında bize deniyor ki namaz kılın, oruç tutun, zekat verin vs. Bunların hepsi nefsimize ağır gelen yükler. Yaptığımızda da karşılığını bu dünyada göremediğimiz ameller. Aynen yukarıda anlattığımız menkıbedeki altın taşlar gibi. Gece karanlık; bizim yükümüz bize yeterken bir de etraftan birileri bizi namaza, oruca, zekata ya da ahiret adına herhangi bir hayra çağırdığında bunları çok ağır bir yük olarak görüyoruz. Peki o aydınlık sabah ne? O aydınlık sabah ise kabir hayatı. Gece topladığımız o ağır taşlar çoksa orada yüzümüzü güldürecek, azsa keşke biraz daha toplasaydık diyeceğiz fakat dönüş olmayacak. Hiç toplamadıysakta ...

Kitaplarda ahirette insanların nasıl ağıtlar yakacağı anlatılır. Kafir olan:

- Keşke iman etseydik, keşke inansaydık da hiç olmazsa cehenneme girdikten sonra iman etmemiz sonucunda cennete girseydik, ebedi cehennemden kurtulsaydık.

Mümin, fakat az sevabı olan:

- Keşke biraz daha sevap işleseydik de, biraz daha ikrama mazhar olsaydık.

Mümin, çok sevabı olan ise:

- Ah ne olaydı da makamımı biraz daha yükseltecek bir vakit daha namaz kılsaydım, biraz daha fazla sadaka verseydim, oruç tutsaydım, biraz daha sevap işleyecek ameller yapsaydım... diyeceklerdir.  

Önüne gelen fırsatları iyi değerlendirmeli insan, bu fırsatların ne ifade ettiğini iyi düşünmeli ki o vakit ne yapması gerektiğini anlasın. Yarına bırakılan her bir hayrın bize faydası daha az olacak. Çünkü o hayır bugün yapılırsa bize fayda sağlayacak. Bugün kılmadığımız namazın, bugün tutmadığımız orucun ya da bugün ihtiyacı olana verilmeyen sadakanın yarına bir faydası olmayacak. Çünkü belki yarın olur ama biz olmayız. Belki yarın olur ama o sadakaya yani senin parana ihtiyaç kalmaz. İhyaçlarımızın ne olduğuna ve etrafımızdaki insanların ihtiyaçlarının ne olduğuna dikkat edelim sabah olmadan...

Nurcan Mican

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir.
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı
Uşak’tan Üç Mülki Amirin Tayini Çıktı